|
Akıllı insanlar artık ihtiyaçlarını karşılasın diye
akıllı binalar inşa ediyorlar biliyorsunuz. Özellikle
İstanbul’da yaşanan büyük depremden sonra bir çok aile
şehir dışına taşınmış, o korkunç trafiği göze almıştı.
Fakat artık bizim şehrimiz, sadece bir bölümünde yaşanacak
bir yer olmaktan çıktı. Neresinde yaşasanız diğer tarafından
mahrum kalıyorsunuz.
Sözgelimi,
İstanbul Büyükçekmece ve onun ötesinde kurulmuş olan
müthiş siteleri düşünelim. Buralar gerçekten tıpkı Amerika’daki
örnekleri gibi projelendirilmiş yerler. Kocaman villalar,
bakımlı bahçeler, yüzme havuzları ve sizinle aynı sosyal
gruba dahil komşular... İşe bu açıdan bakınca çok çekici
görünüyor. Hele de çocuğunuz varsa. Diyorsunuz ki, “Çocuğum
bahçede oynar, yüzer ve temiz hava alır. Böylece daha
sağlıklı bir insan olarak hayata ilk adımlarını atar.”
Bu elbette doğru bir yaklaşım. Fakat diğer yandan siz
ve talepleriniz ne olacaksınız?
Bazı alışkanlıklar ve zevkler değiştirilemiyor. Mesela
bir kız arkadaşınızla buluşup tek tek mağazaları gezmek,
bir kafeteryada oturup sohbet etmek ve normal şartlarda
şikayet edeceğiniz o kalabalığın arasına karışmak...
Bütün bunlar da gerekli. Olduğu gibi bu zevklerden soyutlanıp
inzivaya çekilmek, özellikle genç yaştakiler için uygun
değil.
Bunu düşünen sadece ben değilim. Böyle hisseden çok
insan olmalı ki İstanbul’un çeşitli merkezi muhitlerinde
büyük şirketler Kocaman gökdelenler kurmaya başladılar.
Bunların ilki Etiler’de kurulan Akmerkez’di. Bildiğiniz
gibi altında geniş bir alışveriş merkezi, sinemalar,
lokantalar olan bir yaşam merkezi oldu bu örnek. Bir
anda bütün İstanbullular akın eder oldular binaya. Sokağa
çıkıp gezmek denince akla, uzakta olsa, Akmerkez geliyor
artık. Bu iştah kabartıcı örnek başka güçlü şirketleri
yeni projeler üretmeye itti sanırım. Şu sıralarda gazetelerde
pek çok ilan görüyorum. Şirket yetkilileri son derecede
iddialı açıklamalar yapıyorlar.
Doğrusu ben de hafif İstanbul’un merkezinden uzakta
oturan ve Nişantaşı gibi renkli mekanlardan mahrum kalan
bir İstanbullu olarak ilgi gösteriyorum bu girişimlere.
Bu yüzden Cumartesi günü soluğu Beşiktaş Fulya’da aldım.
Orada Polat İnşaatın gökyüzüne doğru uzanan yeni binası
var. Herhalde yine Yeşilköy’lü tarafım ağır bastı. Çünkü
burada yaşayıp da Polat Otele uğramamak olacak iş değil.
Yıllardır akraba gibi olduk onlarla. Dolayısı ile onların
yapacakları binaya ister istemez yakınlık hissettim.
Gördüklerim beni çok etkiledi. Hafif çukurda kalan bir
araziye kurulmuş bina hem çok büyük hem de çok zarif.
Mavi cam giydirildikten sonra İstanbul için yukarıdan
bakıldığında bir mücevher gibi görünecek.
Projeye göre altında, binada yaşayanlar için gerekli
olacak malzemelerin satıldığı mağazalar olacak. Elbette
sinema salonları, süper market vesaire gibi detaylar
unutulmamış. Polat Otel’in spor salonuna alışık olanlar
yabancılık çekmeyecekler. Çünkü kapalı yüzme havuzuyla
birlikte büyük bir spor alanı ayrılmış. Bina sakinlerini
korumak için çok yüksek seviyede güvenlik önlemleri
düşünülmüş.
Otuz üç katlı binada sadece konutlar bulunacak. Arada
büro olarak kullanıma yönetim kesinlikle izin vermiyor.
Baştan aşağıya bilgisayar ağıyla donatılacak olan gökdelen
için ben depremle ilgili soru sormak ihtiyacı hissetmedim.
Çünkü alacağım cevabı kestirebiliyordum. Herhalde bu
kadar büyük bir çalışma deprem olasılığı hesap edilerek
yapılmıştır. Bana göre tıpkı uçak kazalarında daha az
sayıda insanın öldüğü örneğindeki gibi depremde de bu
tip binalarda bulunanlar daha güvende olacaklardır.
Çünkü bu binalar, çok şiddetli depremlere dayanacak
esneklikte yapılıyorlar.
Sonuç: Eğer imkanınız ve niyetiniz varsa mutlaka gidin
bir görün. Ama acele edin çünkü dairelerin çoğu satılmış
vaziyette.
Böylece istediğinizde İstanbul’u istediğiniz kıyafetiyle
izleme şansına sahip olursunuz.
Türkiye Gazetesi - Selin Dilmen Köşe Yazısı - 27
Kasım 2000
|